31 Aralık 2010 Cuma

Super bi yıl bu yıl!

Nefis bir ajans partisiyle başladı kutlamalar... Dun akşam tam takım Otto Sofyalı'daydık... Oyle cok eglendik ki anlatamam... Ben biraz fazla eglenmişim herhalde ki gecenin yıldızıydın gibi yorumlar aldım :)

Kutlamalara bu akşam evde devam edecegiz ama içki yok :) Sonra zaten benim bekarlığa veda, düğün falan. çok neşeli bir başlangıç yapıyoruz seneye, inşallah hep boyle gidecek.

İremcigim, canım dostumun bebişi olacak sonra... Kutlamalara devam... Hep iyi haberler alalım... Şans sağlık ve bereket dolu bir 2011 bizi bekliyor. Herkese sevgiler, iyi seneler...

30 Aralık 2010 Perşembe

BİFO ve Fazıl Say

Uzun zamandır müşterimiz olan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) reklam yazarılığını bu yıl ben yapmaya başladım... Cok keyifli bir kampanya çalışma surecinden sonra fikirlerimiz gerçege dönüştü, ilanlara, program kitapçıklarına yerleşti... Konserler arasında biri fazlasıyla ilgimi cekiyordu, gun geldi çattı, sevgilimle beraber gitme şansını yakaladık. Lütfi Kırdar'da gerçekleşen Fazıl Say konseriydi bu... Güral Aykal'ın şef olduğu konserin ilk bölümünde Rapsody in blue idi. Blues'un klasikle bulustugu bu eser tam fazıllıkmış. Piyanoyu konusturdu. Kendimizden geçtik. Bis olarak ilk bolumu Summer Time'la kapadı... İkinci bolumde ise Fazıl 2 senede tamamladığı İstanbul Senfonisi'ni bizim gibi koltuklardan dinledi... BİFO'nun muhteşem seslerine bu eserde doğu çalgıları eşlik etti. Fazıl resmen döktürmüş. Herkese bir yerlerden bulup dinlemesini oneriyorum. Her parçası ayrı bir etki yarattı üzerimizde. Kimi hüzünlü, kimi umutlu, kimi korkutucu. İstanbul'u anlatmış ne de olsa, içinde tüm duygular vardı. Ufuk ve ben ara ara birbirimize  bakıp ne kadar muhteşem bir şey dinliyor oldugumuzu hatırlattık birbirimize. Üstelik bu dinleti Türkiye prömiyeriydi. Tarihi bir ana şahitlik etmiştik yani...

15 Aralık 2010 Çarşamba

Mimlendim, mimledim...


Kitap kurdum, canım Kitap Denizi beni bi güzel mimlemiş... Konu tabii ki kitaplar... Kitaplığınızın önüne gidip, elinizin gittiği bir kitabı rastgele seçip 55. sayfadan dilediğiniz bir paragrafı yazıyorsunuz.

Benim de elime bir süre önce severek okuduğum Brida geçti. Buyrun birlikte 55. sayfaya gidelim:
"Ama-tıpkı yaşamın yolu gibi-büyünün yolu da her zaman gizemin yolu olacaktır. Öğrenmek demek, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir dünyayla ilişki kurmak demektir. Öğrenmek için alçakgönüllü ve saygılı olman gerekir."
Ben de sevgili irem'i mimliyorum... İremcim bakalım senin kütüphanenin raflarından neler dökülecek...

20 Eylül 2010 Pazartesi

Eski kitap kokusu...

Elden ele dolaşmış, o anki sahibinin duygularına göre satır altları çizilmiş, kenarları kıvrılmış, sayfaları sararmış eski kitaplar... Sayfalarını şöyle bir çevirdiğinde burnuna gelen o tozlu raf kokusuyla insanı alıp götüren kitaplar sahaf tadı, kokusuyla şimdi Beyoğlu'nun göbeğinde kültür saçıyor. Bu yıl 4.sü yapılan Beyoğlu Sahaf Festivali'nden bahsediyorum. C.tesi gezerken, yazarından imzalı kitaplar, nostaljik dergiler, taş plaklar arasında kendimizi kaybettik... Bir sürü Agatha Christie romanı, yazarından imzalı kitaplar aldık, fotoğraf çektik...
Satır aralarında dolaşmayı seven herkese tavsiye; kaçırmayın sahaf festivalini...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Güzel annem...

Canım annem, iyi yolculuklar sana... Güzelce dinlen, eğlen... Sağlıkla keyifle git ve gel... Seni çok seviyorum.

1 Temmuz 2010 Perşembe

dostumun acısı...

içime düştü acısı haberi aldığımda. kaç gündür endişeli ama umut dolu bir bekleyiş içindeydi. tanrı içimize koymuş umut tomurcuklarını en zor koşullarda bile küçük küçük yeşillenir içimizde... son ana kadar da mufaza ederiz içimizdeki yeşil umutları... sibelcim canim dostum. başın sağolsun. sabırların en büyüğü sizinle olsun...

18 Haziran 2010 Cuma

Bir hafta uzakta seni cok özleyecegim.

SÇS.

17 Haziran 2010 Perşembe

İçimde bi volkan patladı... ama güzel bi tane :)

Annem durdu durdu turnayı gözünden vurdu. helal olsun. konsere gitmek istedi. aylardır tv'de sabahlara kadar izlediği şarkıcının açık havada konseri olduğunu duyunca biz kızlarından doğum günü için bilet istedi. şaşırdık. neden mi? canım annem genelde bizim isteklerimizi yapmayı sever, ben uyarım der. çok da güzel uyar, eğlenir de. ama bu kez farklıydı. onun istediği bir şeyi yapacaktık ve daha biletleri verdiğimizde gözlerindeki ışıltıyı görmeliydiniz. tabii o ışıltıyla bizde de tam gaz motivasyon, doooğru Volkan Konak konserine...

O ne güzel bir adam öyle. sesiyle, gözlerinin yaşarmasıyla, aralara serpiştirdiği Nazım şiirleriyle tam puan aldı herkesten. ukalaca geldi kendime bile bu "tam puan" lafı ama napayım, öyle. kalbimizi çaldı, gönlümüzü fethetti, yüreğimizi titretti, mest etti, ruhumuzu dinlendirdi... seviyordum ama sahnede daha da bir büyüdü gözümde.

iyi ki annem istemiş, iyi ki gitmişiz...
Bu mutluluk karesi kolay kolay yakalanmaz ne de olsa :)

Tatile 1 gün kala, bavulum kapıda...

Zaman bence hızlandı. ispat edemiyorum ama anlamaz mı insan. eskiden sığardık bir şekilde güne. artık kolum bacağım, sağım solum dışarıda kalıyor. oraya buraya sıkıştırıp canımı acıtıyor zaman. her yere koşar adım gider, yemeğimi atlı kovalar gibi yer, günü çala kalem yaşar gibiyim. durdurmak ne mümkün de, yavaşlatmak için  iki yol var bildiğim. biri yoga... tamamen harekete, vücuduma ve alıp verdiğim nefeslere odaklandığım, hayata verdiğim bu 1,5 saatlik mola, zamana karşı direnmenin en sağlıklı ve huzur verici yollarından ilki... diğeri ise herkes gibi benim için de tatil... koşa koşa, harala gürele geçen tam 1 senenin acısını çıkartmak için şimdi biraz uzaklaşmanın tam zamanı, yoksa pilim bitiverecek valla...
Burası geçen sene de kaldığım Voyage Sorgun. İkinci sene de gittiğimden ve fotolardan anlayın işte ne kadar güzel bir yer olduğunu...

21 Mayıs 2010 Cuma

Yaratıcı Blogger Ödülü aldım!

Sevgili Tibet'in annesi, beni yaratıcı blogger ödülüne layık görmüş. Çok teşekkürler. Bu ödüle layık olmaya çalışacağım :)



Ödülümle birlikte bir de konu başlığı vermiş. Kendimde ilgili ilginç bulduğum yedi şey... İnsanın kendini ilginç bulması zor iş, ama bi' deneyelim bakalım...

1. heyecanlanınca aklımda ne varsa unuturum.
2. sabah uyanınca kendimi tatlı dille kalkmaya ikna ederim. Canimmmm, hadi kalk bakalım vs.
3. uysa da uymasa da yemeklere yoğurt koyarım.
4. hayatımı turist olarak geçirebilirim.
5. saçım uzayınca kestirmeyi, kestirince uzatmayı düşünürüm.
6. konu gezmek-dışarı çıkmak olduğunda 2 dak.da kapıda hazır olabilirm.
7. 30 yaşıma kadar sesim güzel sanıyordum, taa ki karaoke'de kendimi duyana kadar...

Sevgilime sordum, ondan gelen cevapları aynen koyuyorum. Ona göre benim 7 ilginç özelliğim bunlarmış. Çok şirin :)))

1)      bıdı bıdı (çalışırkenki halimi kastediyor)

2)      psikanalizci (rüya olsun, durum değerlendirmeleri olsun...) 

3)      günümüzde az bulunur sevecenlik (merci :))

4)      araştırmacılık

5)      gezegenlik (yay burcuyuz ne de olsa)

6)      ayakkabıcı

7)      çantacı

8)      bestecik 




BENDEN DE 7 BLOGGER'A YARATICI BLOGGER ÖDÜLÜ!

ona, buna, şuna, başkasına, diğerine, berikine, ötekine

18 Mayıs 2010 Salı

Lezzet keşfim!


Dün Ataköy A+'ta yeni açılan Nando's Peri-Peri'ye gittik. "O da ne?" dediğinizi duyar gibiyim. Burası dünyanın en lezzetli ızgara edilmiş tavuklarını yapıyor. Nando's bir Portekiz markası ve mutfak da Portekiz usulü... Chilli biberinin baş rolde olduğu mönüde, seçtiğiniz yemeğin acılık derecesine peri-peri listesinden siz karar veriyorsunuz. Ben "medium" seçtim, acıydı!


Yarım ya da tam tavuk seçebilirsiniz, yanına side dishes listesinden keyfinize göre Porkekiz pilavı, colesaw, patates, ızgara sebze koydurursunuz. Nefis oluyor. Ben Cataplana isimli tavuk yemeğini seçtim. Portekiz pilavı üzerine nefis ızgara sebzeler ve tavuk bakır kapta geliyor. Öteden beri hayalimdir Portekiz'e gitmek. Özellikle de Porto ve Lizbon'a... Bu deniz kıyısı, balıkçı şehirleri şarabıyla balığıyla müziğiyle beni kendine kendine çekip duruyor. Niyeti koydum bir gün gideceğim. Meğer ben henüz gitmeden "o" benim ayağıma gelmiş. Medium acılı Cataplana'mın yanına söylediğim enfes Portekiz şarabı da beni zevkten dört köşe etti.



Bu arada ek bir bilgi: chilli biberin 2 faydası varmış. Biri kolestrolü düşürmesi, diğeri de afrodizyak etkisi. Hatta restoranın mönüsünde şu uyarıya rastlıyorsunuz: "Ufak bir uyarı! Nando's Peri-Peri'nin afrodizyak olduğu ile ilgili söylentiler var. Neyse ki Nando's restoranları sadece yemek yemek için tasarlandı. Başka şeyler için eve kadar sabretmenizi rica edeceğiz." :)

Bu arada tatlı sırası geldiğinde hakkını "frozen yogurt" veya "panacotta"dan yana kullananları hafif ama nefis bir son bekliyor.







Kurumsal kimliklerine ve ilanlarına da diyecek yok, her iş son derece kreatif olmuş.




Nerede var... Caddebostan, Cevahir AVM ve Ataköy A+

Tavsiyem olsun!

www.nandosperiperi.com.tr

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Bahçede kahvaltı!


Sabah markete gidip alışveriş yaptık önce... Canımız ne çekiyorsa attık sepete.

Mutfaktaki maharetlerimizi döktük ortaya.

Kayısı yumurta, kıvamında hellim kızartma, anne usulü çay demleme...

Bahçedeki masamıza taşındık... Bir keyifli oldu ki anlatamam.
Bahçe ne büyük bir nimet böyle.

Çay bardaklarımızı bulamadık ama su bardağında demli çay içmek daha bir zevkli zaten. Nanesiz kahvaltı düşünemiyorum, domatesle inanılmaz yakışıyorlar.

Oh be dünya varmış, gerçekten....
Kendimize güveniyoruz var mı bize kahvaltıta gelen? :)

14 Mayıs 2010 Cuma

Babam...

Facebook bugun beni babamla bulusturdu... hic gormedigim fotograflarini yuklemis bir akrabamiz. bizim eve hic ulasamamis guzel-guler yuzlu çocukluk fotoğrafları... sanki bir hazine bulmus gibi sarildim onlara, babamı bulmusum gibi sevindim. ellerine, gozlerine bakıyorum... babama ait detaylar yakalıyorum, daha küçük, daha taze ama onunlar... sanki içimde aileme ait bir mum daha yandi... bunu tarif etmek zor.

11 Mayıs 2010 Salı

2 GÜZEL HABER

1.si canim sevgilim dün hastaneden çıktı. Gün içinde işimizde olduğumuzu bilmek, mailleşmek, öğlen ne yedin demek, müşterilerin gıcıklıklarını anlatmak bile ne eğlenceliymiş meğer, anladım.
2.si canim yeğenim Yaz bugün 22 aylık oldu. Yeni ayını kutlarım bebişim. Her gün daha da tadına doyulmaz bişi oluyorsun. Mucx

7 Mayıs 2010 Cuma

Kalbimin yarısı...

1 haftadır hastanede... canim sevgilim apandisitin de en sıra dışısını buldu. plastron apandisit denen bir tip. (plastron, perfore olmuş (patlamış) apandiksin omentum (karın yağ tabakası) başta olmak üzere pariyetal periton (karın zarı dış tabakası) ile ince barsaklar ve kolonun (kalın barsak) serozal yüzeyleri tarafından sınırlandırılması sonucu oluşur. oluşan klinik duruma da plastrone apandisit denir.) 


Durumu iyi çok sükür, ama şartlar bi' enteresan. Cerrahpaşa bir üniversite hastanesi, doktorlar süper elbette... orası tartışılmaz ama çok ilkel koşullara sahip. Özel odada değilseniz tabii. yemek veriyorlar çatal-kaşık yok. dışarıdan kendiniz alıyorsunuz. çay dağıtıyorlar plastik bardağı siz getiriyorsunuz. Komedinin ilk gunu, acile bağlı cerrahi gözlem odasında geçirdigimiz gece yasandı. iki yataklı bir odadayız. yan yatakta orada tanıştığımız pırlanta gibi bir aile var. Derya abimiz apse ameliyatı olmayı bekliyor. biz de durumumuza tanı konulmasını. kapı açıldı, kim geldi dersiniz? Doktor mu? Yok! "Kedi Bey"... evet evet dogru okudunuz uzun kuyruğunu kıvıra kıvıra girdi, alışık belli bu odaya... Emin adımlarla Derya abinin yatağının yanında durdu, devirdi kendini. önce kaşındı, pirelerini saçtı, sonra da yalana yalana temizlendi. ardından çıktı pencere kenarında serumların yanına kuruldu. pes dedim. bu kadarla da kalsa iyi. biz kediyi pist pisledik pistpistlemesine de, asıl skandal hemşirenin lafı güne damgasını vurdu. "Kedi" dedik, "kedi giriyor odaya"... Onun cevabı ise yan bir gülümsemeyle karışık aynen şu oldu: "O da bi'şey mi, geçen sene kadın doğum katında köpek yavruları vardı" hadi canim... demeyin devamı da var. kediler doğurup doğurup bırakıyormus, ölüyorlarmış yavrucaklar orda burda... Neyyyyy! demeyin. ben, gözümle gördüğüm kadarından doğru olabileceğini kestirebiliyorum. Sevgilim "sakin". Ben "dırdırcı". Sevgilim "boşveeeeer" diyor. Ben "imdaaat"... Allah tüm hastaların yanında, yardımcısı olsun. İmkanı olanlara da tavsiyem kendilerine ve sevdiklerine ilk fırsatta "Özel Sağlık Sigortası" yaptırsın!!!! Devlet sağlık imkanını sunuyor belki (o da kendini içeri sokmayı başarabilene) ama hijyen ve ilgi arayışınız varsa bulmanızın mucize olduğunu ısrarla vurguluyorum.


Bu arada şükretmemiz gereken ne çok şey olduğunu bir kez daha hatırladım. Sağlık sağlık sağlık :) 


Canım sevgilim 5 gündür sadece serumla besleniyorsun. çık da güzel bir yemek yiyelim!   


22 Nisan 2010 Perşembe

Her çocuk bilir mi?

Dünyanın bir yerinde çocuklara bir bayram hediye edilmiş... o güne sevinçle uyansınlar, bir araya gelsinler,  dini-dili-ırkı ne olursa olsun barışı yaşasınlar istenmiş. ele tutuşup dönerken karşısına denk gelen çocuğun gözlerinde neşeyi okusunlar, elini sıkı sıkı tutup güveni hissetsinler diye. bu çocuklar şanslıymış. Çünkü Türkiye'nin bir Atatürk'ü olmuş... değerini bilmiş onların, gelecek onların demiş... yalnız kendi ülkesinin değil tüm dünya çocuklarının olsun istemiş bu gün... her yıl yüzlerce çocuk gelir ülkemize, Türk misafirperver ailelerin yanında kalır, bayramı kutlarlar. ne büyük bir başarıdır bu... Umarım bu ülkede daha nice yüzyıllar boyu kutlanır çocuk bayramı... 

Kendilerine özel bu günden haberdar olan olmayan tüm dünya çocuklarının bayramı güzel geçsin istiyorum.    



DÜNYA GÜNÜ!


Bugün, sevgiyle kök saldığım, tutkuyla bağlandığım sevgili dünyamın günü. Ağacına çiçegine rüzgarına denizine güneşine kurbağasına baykuşuna karıncasına leyleğine çimenine bulutuna gecesine gündüzüne yazına sonbaharına hayranlıkla izleyedaldığım, şırıldayan derelerini, cıvıldayan kuşlarını, şiddetli yagmurunu dinleyedurduğum dünyam... bize kucak açtın, kollarını sevgiyle doladın... korudun, kolladın, evimizde hissettirdin... betonermeden toprağına attığım ilk adımla yüzümü güldürdün, camekandan çıkardığım ciğerlerimi temiz havayla doldurdun. bir gün buralardan gittiğimde seni özleyeceğim. sevgiyle kal... 



Kısaca Dünya Günü: 22 Nisan Dünya Günü, ilk olarak San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında John McConnell tarafından dünyamızın yaşamı ve güzelliğini kutlayarak, karşı karşıya kaldığı çevresel tehditlere dikkat çekmek amacıyla bir Dünya Günü düzenlenmesi fikri ile ortaya çıkmıştır.
John McConnell’in ilk önerdiği Dünya Günü kutlamaları için tarih ise ekinoks (gece ve gündüzün eşit olduğu) zamanı yani 21 Mart olmuştur. Daha sonra ise, çevre sorunlarına büyük bir kamuoyu ile tepki gösteren ilk hareket Wisconsin Senatörü Gaylord Nelson’un desteği ile 22 Nisan 1970 tarihinde ilk Dünya Günü kutlamaları olarak tarihe geçmiştir. Bu kutlamalara 20 milyon kişi katılmış, birçok konferanslar ve sempozyumlar düzenlenerek, çevre sorunlarına dikkat çekilerek ABD’nin ilk 'Temiz Hava Yasası' ve 'Temiz Su Yasaları' hazırlanmıştır.

"HER ŞEYİ KARŞILAŞTIR"AN SİTE!


iki "şey" arasında kararsız mı kaldınız, kafanız mı karıştı, tıklayın buraya, objektif gözlerce yapılan tespitler yardımcınız olsun.

20 Nisan 2010 Salı

Tuning my emotions!

Ofiste gun boyu masa basi calisan bizler gibiler icin nefis bir haberim var. Ruhuna iyi gelecek muzik turunu seciyorsun siteden, guzel guzel dinliyorsun. Ruh halin mi degisti, degis tonton yeni bir tur sec, takil kafana gore... Benim gibi ajans ici gurultu magduruysaniz hele, soyutlayin kendinizi soyutlayabildiginiz kadar...


Tuning my emotions diyorsun, basliyor tunmaya!

 BURAYA!  tıkla



Çocuklar bayram etsin!

Çoluk çocuk 23 Nisan programı yapmak isteyenler, çocuklarına guzel bir bayram gunu hediye etmek isteyenler şurayı ziyaret etsinler, guzel seyler kesfetsinler.

Seni seçtim güneş kartı!

Dunku yazim icin sectigim gunes kartinin anlamina bugun baktim. Karsima tarot destesinden cikip gelen bu kartin anlami cok hos. Hicbir sey tesaduf degilse bu kartin da yoluma cikmasi tesaduf olamaz degil mİ?



Güneş kartı Kahramanın Yolculuğu'nun Dönüş Eşiğini Atlama/Yeniden Doğuş aşamasının üçlü kart grubunun (Güneş - Mahkeme - Dünya) birinci kartıdır.

Güneş kartındaki çocuk yolculuğun başında karşılaştığımız Joker’dir. Her ikisinde de saflık vardır ama bu saflık Joker’de toyluk, Güneş’te ise bilgelik, sadelik ve tevazu içerir. Kahramanın dönüşümü gece ile başlamış, sabah ile sona ermiştir. Şimdi yeniden doğma görevini tamamlayabilir. Bu her ne kadar başladığımız yere geri dönüş gibi görünse de buraya dönüşülerek gelinmiştir ve bunun kısa yolu yoktur. Jung’un dediği gibi “Bütünlüğe giden doğru yol kaçınılmaz dolambaçlardan ve yanlış dönüşlerden oluşur. Düz gitmeyen, yılan gibi olan, karşıtlıkları birleştiren uzun bir yoldur, bize Hermes’in Asası’nı (hekimliğin simgesi) hatırlatır, labirente benzer kıvrımlarında ve dönüşlerinde dehşet hiç de eksik olmaz.”

Güneş kartı kendimizi tümüyle kabul ettiğimiz bir noktada olduğumuzu gösterir. Davranışlarımızın sonuçlarını kabul etmiş, fazla katı olan kimliğimize döverek şekil vermişizdir ve yarının değişebilecek şartlarına uymaya da hazırızdır. Kendimizi sevmeyi öğrendiğimiz için hayatı da severiz ve yaşam doluyuzdur. Ve başkalarına da değer verir, onları da severiz. Dışarıya neşe ve sıcaklık yansıtırız. Burada gençlik vardır ama gelişmemişlik yoktur, aksine bir insanoğlu olarak sorumluğumuzu kavramışızdır.

Zayıf noktalarımızı ve hâlâ keşfedilmemiş yersiz ve kötü özelliklerimiz olduğunu bilir, kabul ederiz. Başkalarından gelen aşağılayıcı tavırlar bizi rahatsız etmez ve kendimizi saldırıya uğramış gibi hissetmeyiz. Bir eleştiri geldiğinde gerçeklik payı barındırıyorsa bunu görür, gereğini yaparız. Tartışmalarda daha dengeliyizdir ve kendimizi zayıf konuma sokmaya yönelmeyiz.

Güneş sürecinde içsel gücümüz sayesinde hem ayağa kalkacak ve kendimizi ortaya koyabilecek durumdayızdır, hem de başkalarına yer açarız, çünkü artık kendimizi ispat etmeye ihtiyacımız yoktur. Yaşamı memnuniyetle başkalarıyla paylaşırız. Şöhret ve onurlandırma gibi şeyler gelirse hoşgeldin deriz, ama gelse de olur gelmese de. Eğer kendimizi ifade etme şansımız yoksa, ki şimdi istediğimiz budur, bunların ne kadar sığ şeyler olduğunu ve ne kadar çok vecibesi olduğunu biliriz. Dolayısıyla yalnızca kendimiz olabildiğimiz için mutluyuzdur ve bizim için başka bir şey olmasa da olur deriz.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Sunny Sunday!

Biraz ruzgarlıydı ama gunes vardı. Midpoint'te en sevdiklerim bir arada guzel bir pazar kahvaltısı yaptık. Yıllar sonra yine hepimiz bir aradaydık.  Sınırsız çay ve sınırsız mutluluk.  

JEAN'im benim.



Dolabımdaki jean sayısını bilmiyorum. Ama giydiklerimin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Her durumda uzerime takip, hem cok rahat hem de yanina eklenti olan kombinasyonlarla beraber şık hissettigim icin gardrobumun olmazsa olmazı... aklıma yatanını uzaktan gordugum anda kilitleniyorum ve sahip olmak icin elimden geleni yapiyorum. Sibel ve Deniz River Island'tan jean alma sevdasina dusunce ogrendik ki River Island Turkiye'yi terk etmis. Nedenini bilmiyorum. Oysa genc nufus fazla oldugundan pazar oldukca genis. Uzulduk hep beraber. Ama cingoz Deniz web sitesinden satin almaya karar vermis bile London'dan... guzel. 


Ben de diyorum ki Mavi Jeans de cok iyi. Hatta baya iyi. Ozellikle bohem havasıyla, 60′lardan esinlenilen bol paçalı Beth ve Deli Dolu modeline goz koydum.  


Bir de aklımda Gap'teki white jean var... 

13 Nisan 2010 Salı