4 Şubat 2010 Perşembe

Bekle bekle nereye kadar?!

Durduk bekliyoruz. Nefesler tutuldu. Çıt yok ama... Bir işaret, bir ipucu. Derin bir sessizlik hakim ortalığa. Susmak bilmeyen iç sesimizi bastıran bir uyarana ihtiyaç var... Şu ölü toprağı serpilmiş yere bir ruzgar gerek. Hafiften kaldirsin uzerindeki tozu, üfürsün işe yaramaz otu böcüğü... Ama yok, hala bekliyoruz. Sus-pus olmusuz. Hala içerden biri konusuyor. "Verecek cevabım yok sana, e sus be kadın..." kendi kendimize mahcup olduk anlayacagın. ihtiyaclarimizi karsilikiz biraktik. Ac-susuz kaldi damarlar. Dilimiz damagimiz kurudu soylenmekten. Ben usandım, o uslanmadi. Nuh dedi de peygambere yuz vermedi. İdama mahkumsan bile bilmek istersin degil mi? Sessizlik bozar seni. En azindan bir vasiyetname hazirlarsin, bir anı yazısı... Yok ama, habersiz bırakmak en buyuk iskenceymis meger...

Zam mı alacağız, ağzımızın payını mı? Haberimiz yok. Suskunca bekliyoruz yerimizden. Kıpırdayacak halimiz kalmamış...

3 yorum:

Tibet'in annesi dedi ki...

Nefessiz kalmazsak bu bekleyiş sırasında, büyük ihtimalle üçün birini alacağız...

İrem dedi ki...

Kurbanlık koyun gibi dizilip bekleyeceğiz. İnşallah Sibel'in dediği gibi olmaz...

nuriye dedi ki...

Bu kadar gerilmişken bile konuyu bu kadar güzel yazarak güldürdün beni Beste'cim. İnşallah toplantı sonrasında da gülümseriz...